Gerçek ‘Hannibal’ ALBERT FISH “Çocukları seviyorum çünkü lezzetliler.”

Başrolünü Anthony Hopkins’in aldığı Brayn Fuller yapımı bir Amerikan gerilim dizisi olan ‘Hannibal’ı izliyor musun? İzlemesen bile mutlaka duymuşsundur diye düşünüyorum. Peki bu dizideki karakterlerin nereden esinlenilerek yaratıldığını hiç düşündün mü? Veya duydun mu? Peki Albert Fish adını daha önce hiç duydun mu?

Gerçek ‘Hannibal’ ALBERT FISH “Çocukları seviyorum çünkü lezzetliler.”

Başrolünü Anthony Hopkins’in aldığı Brayn Fuller yapımı bir Amerikman gerilim dizisi olan ‘Hannibal’ı izliyor musun? İzlemesen bile mutlaka duymuşsundur diye düşünüyorum. Peki bu dizideki karakterlerin nereden esinlenilerek yaratıldığını hiç düşündün mü? Veya duydun mu? Peki Albert Fish adını daha önce hiç duydun mu?

 Dizideki karakterler Thomas Harris’in ‘Red Dragon’ adlı kitabından uyarlanan, kısmen kurgusal karakterler olmakla birlikte özellikle dizide Anthony Hopkins’in hayat verdiği kitaptaki Doktor Hannibal Lecter karakterinin öylesine azılı yamyam bir seri katilden esinlenilerek yaratıldığını söylesem? Hatta bu yamyam katilin de sapkınca kendi idrarını içip dışkısını yiyen, benzine batırılmış bir yün parçasının anüsüne sokulmak suretiyle ateşe vermenin ve idrar yollarına gül sapı sokmanın en büyük fantezilerinden olan birisi olduğunu da eklesem? Tasavvurunun bile zor olduğu böyle bir seri katilin kim olduğunu merak etmişsindir herhalde -Ki merak etmemek elde değil-. Onun için daha fazla uzatmadan bu merakını gidermeye şu cümlelerle başlıyorum..


“HİÇBİRİMİZ AZİZ DEĞİLİZ !” -A.FISH-

Grey Man (Gri Adam), Werewolf of Wysteria (Wysteria’nın Kurtadamı), Brooklyn Vampire (Brooklyn Vampiri), Boogey Man (Öcü Adam), American Boogie (Amerikan Öcüsü) ve Hannibal (Yamyam) takma adlarıyla da anılan en yaşlı, en acımasız bu seri katilin gerçek adı Albert Hamilton Fish’tir. “Her zaman başkalarına ve kendime acı çektirmek arzum vardı. Acı veren her şeyden zevk alıyor gibiydim.” Ne de sadistçesine, mazoşistçesine söylenmiş bir söz! Kime ait olduğunu söylememe bile gerek yok belki ama; evet, bu söz kelimesi kelimesine Fish’e ait.

Fish, aynı zamanda diğer birçok seri katilin de olduğu gibi bir din manyağıydı. Onun kaçık zihninde işkence yaptığı, öldürdüğü kişiler-Ki bunlar genelde kimsenin arayıp sormayacağını düşündüğü, savunmasız çocuklardı; özellikle engelli ve siyahi olan çocuklar- tanrıya verilen kurbanlardı ve kendi günahlarının cezası olarak kendisine de acımasızca işkenceler yapıyordu-Deri kayışlarla ve her yerinden çiviler fırlamış sopalarla kendisini dövmek, kasıklarına iğneler batırmak gibi. Hatta bazen bu işi o kadar abartırdı ki iğneleri geri çıkartamadığı için orada kalırdı-. Peki ya kelimelerle tarif edilemez bu sapkın katil de zamanında senin, benim olduğum gibi masum bir çocuk değil miydi(?) Ama nasıl oldu da böylesine sadist ve mazoşist yamyam bir seri katile dönüştü? İşte bunu anlamak için doğumundan itibaren hayatını ele alıp incelemekte fayda var.


MASUM BIR ÇOCUKTAN YAMYAM BIR CANIYE..

  1870 Washington doğumlu Fish, dünyaya geldiğinde annesi Ellen 32, babası Randal Fish ise 75 yaşındaydı. Fish, henüz daha 5 yaşındayken 80 yaşına gelmiş olan babasını -Normalde dedesinin yaşından bile büyük olabilecek bir yaş- kaybeder. Hasta kardeşlerine zor bakan annesi Fish’e de bakamaz ve onu yetimhaneye bırakır. Yetimhanede kırbaçlanmak dahil her türlü sadistçe muameleye maruz kalan Fish, bir süre sonra bunlardan zevk almaya bile başlar. 9 yaşına kadar burada geçirdiği çok sıkıntılı zamanlar onun psikolojisini bozar. Kendine iş bulan annesi küçük Fish’i yanına alır almasına fakat Fish, burada da öz annesi tarafından cinsel istismara maruz kalır. Ruhsal yapısı ciddi derecede bozuk olan, ergenlik döneminde değişik seksüel deneyimler edinmeye başlayan Fish, erkeklerden hoşlanmaktadır. Liseyi bitirdikten sonra ülkede yolculuk yapmaya ve ufak tefek işlerde çalışmaya başlar. Bu durum ona suç işlemek için mükemmel bir imkan sunacaktır.

Annesi Fish’i, hayatını düzene koyması için zorla evlenmeye ikna eder. 1898’de evlendiği eşinden 6 çocuk sahibi olur, çocuklarına bakmak için zimmetine para geçirmekten hapse düşer. Hapishanede geçirdiği seneler ise ona asıl cinsel kimliğine-eşcinsellik- geri dönmesi için imkan sunar. O, hapishanedeyken karısının onu başka birisiyle kaçarak terk etmesinden sonra ilk halüsinasyonlarını görmeye başlar ve başka kadınlarla da birlikte olur. Fish’in cinsel sapkınlıkları iyice çeşitlenmiştir artık.


“GERÇEK ACININ SON AŞAMASI OLAN ÖLÜM FİKRİNİ ÇOK SEVDİM.”  -A.FISH-

“Gerçek acının son aşaması olarak gördüğüm ölüm fikrini çok sevdim.” diyen Fish, 1910’da işkenceler eşliğinde ilk cinayetini işler. 1920’ye kadar yolculuklarına devam eder, sürekli adres değiştirir ve izini sürekli kaybettirir. Gittiği her yerdeyse yüzlerce çocuğu taciz eder ve bazılarına acımasızca işkence edip öldürerek yamyamca yer.

         “ÇOCUKLARI SEVERIM ÇÜNKÜ ONLAR LEZZETLI !”  -A.FISH-

Yine 1924’te de çiftlikte oynarken gördüğü 6 yaşındaki Beatrice Kiel adındaki küçük kız çocuğu, içindeki vahşi duyguları kızıştırır. Ve Fish; küçük kızın peşine düşer, onu kandırmaya çalışır.Durumu fark eden küçük kızın ailesi Fish’i çiftlikten kovar.  Bir sonraki teşebbüsünde ise sokakta oynayan iki çocuğu kandırarak evine getirmeyi başarır ama çocuklar yatağın altındaki satır ve bıçakları görüp korkar, evden kaçmayı başarır. Bütün bu kanlı işlerinin arasında tekrar evlenip bir hafta sonunda boşanan Fish, bir kadına yolladığı müstehcen mektuptan dolayı tacizle suçlanıp tutuklanarak akıl hastanesine gönderilir.

GRACE BUDD CINAYETI                         

58 yaşında akıl hastanesinden çıkar ve Edward   Budd’un iş ilanına cevap verir. Edward ve arkadaşını kiralamak isteyen bir çiftçi gibi tanıtır kendini ve Budd ailesinin güvenini kazanır. Başta aklında Edward Budd’a işkenceler ederek öldürüp parçalamak varken ailenin 12 yaşındaki küçük kızları Grace’i gördükten sonra fikrini değiştirir. İşte halkın asıl ilgisinin Fish’e dönmesine neden olan cinayet de budur zaten.

1928’de gerçekleşen bu olayın seyriyse şu şekildedir. Fish, yeğeninin bir doğum günü partisi olduğunu ve Grace’in gitmek isteyip istemediğini sorar. Büyükbaba gibi görünen sevimli bir ihtiyar görünümü altına gizlenmiş bu korkunç yamyam, tüm ebeveynlerin karabasanı ve aynı zamanda çocukları hoşlarına gidecek vaatlerle kandırarak ortadan kaldıran bir iblistir lakin böyle olduğunu bilmelerine hiçbir imkan olmayan Bay ve Bayan Budd daveti kabul ederler. En güzel kıyafetlerini giyen küçük kız, Fish ile birlikte her şeyden habersiz yola koyulur.

Fish; onu New York City’nin kuzey banliyölerinden birinde, yakınlarında hiçbir ev olmayan terk edilmiş bir eve getirir. Burada onu boğarak öldürdükten sonra küçük kızın derisini soyar ve et satırıyla vücudunu parçalara ayırır-A’dan Z’ye Seri Katiller Ansiklopedisi (Phoenix Yayınları,2004) sayfa 212’de Fish’in Grace Budd’ı kestiği testere görünmektedir-. Parçaları kaldığı pansiyona getirir. Burada kızın etini havuç, soğan ve jambon dilimleriyle tam bir yamyam yahnisi şeklinde pişirir. Bundan sonraki 9 gün boyunca odasından çıkmadan bu iğrenç yemeği yiyerek geçirir. Yaptıklarına bakarak Fish’in   kendisinden önceki seri katillerden olan ‘Karındeşen Jack’i taklit ettiğini çok açık bir şekilde görüyoruz.

                FRANCIS MCDONNELL’IN VE KÜÇÜK BILLY’NIN CINAYETI

1932-1934 yılları arasındaki kurbanları, 8 yaşındaki Francis McDonnell ve 4 yaşındaki Billy adlarındaki erkek çocuklarıdır-Bilinen, kayda geçmiş olan bunlar, bunların dışında bilinmeyen daha çok cinayetinin olduğu düşünülmektedir-. Francis McDonnell; jartiyerle boğulmuş, cinsel saldırıya uğramış ve işkenceyle zavallı çocuğun bacak, karın bölgesinde derin yaralar açılmıştır, o kadar ki sol bacağı neredeyse dizinden kopmuştur. Ormanda duyduğu seslerden ürküp kaçarak cesedi olay yerinde o şekilde bırakıp kaçmıştır.Küçük Billy ise önce kırbaçlanıp ağzının gülercesine kulaklarına kadar kesildiği, sonrasında gözlerinin oyulduğu sırada acıya dayanamamış ölmüştür. Fish küçük Billy’yi de parçalar aynı Grace Budd’a yaptığı gibi. Burun, kulak, yüz ve karından kestiği etleri soğan, havuç, şalgam, kereviz, tuz ve karabiberle güveç yapmıştır; en lezzetli bulduğu yerleri ise fırında kızartıp yemiştir. Minik Billy’den geriye kalanlar ise artık yakınlardaki nehrin anlatacağı bir hikayedir. Fish; Francis McDonnell cinayetinde tanıkların verdiği ifadelere göre Grey Man (Gri Adam), Billy’nin cinayetinde ise kaçırıldığı sırada birlikte oynadığı arkadaşının ifadesine göre American Boogie (Amerikan Öcüsü) lakaplarını almıştır.


 “ELEKTRİKLİ SANDELYEDE ÖLMEK NE DE BÜYÜK BİR ZEVK OLACAK !”  -A.FISH-

Grace Budd cinayetinin üzerinden 6 yıl geçmiş olmasına ve cinayetlere aralıksız devam eden Fish’in yakalanamamasına rağmen Grace Budd cinayetini kendi kişisel olayı haline getiren New York City dedektifi William King inatla Fish’i aramaktadır. Yine de Fish, kaçmayı başarabilirdi; tabi kendi içindeki şeytanlarla başa çıkabilseydi.

1934’te Bayan Budd’a, bugüne dek yazılmış en hastalıklı mektuplardan biri olan bir mektup göndermeye kendini mecbur hisseder ve işlediği cinayetin sebebini, detaylarını anlatan korkunç bir mektup yollar. Neyse ki Grace’in annesinin okuması yazması yoktur ve mektubu okuyamaz. Sonuçta ise Fish’i mektup kağıdındaki antetten bulup yakalayan New York City dedektifi William King’in ilk karşılaşmadan sonra Fish için söyledikleri şunlardır: “Karşımda böyle tonton bir ihtiyar gördüğümde şaşırıp kalmıştım.”

1935’te başlayan ve 10 gün süren bu duruşmada psikiyatristler tarafından sadizm, mazoşizm, iğrenç cinsel sapkınlık, kırbaçlama, teşhircilik, röntgencilik, kendine ve başkasına fiziksel zarar verme, yamyamlık, dışkı yeme, idrar içme, parafili gibi eğilimleri olduğunu saptadıkları bu katile ‘psikiyatrik fenomen’ tanısı koymuşlar; jüriyse onun deli olduğuna inanmış olsa da yine de elektrikli sandalyede idam edilmesi gerektiğine karar vermiştir-İdam günü elektrikli sandalye kısa devre yapar, röntgen çekildiğinde ise leğen kemiği bölgesinde 29 tane iğne olduğu belirlenir-. İdam karanının açıklanmasından sonraysa bu anormal ihtiyarın sözleri gerçekten de şaşırtıcıdır. “Elektrikli sandalyede ölmek ne de büyük bir zevk olacak! Bu  tadacağım en büyük zevk. Şimdiye kadar tatmadığım tek zevk.”


KATİLDEN ANNEYE..

Çok Sevgili Bayan Budd,

1894’te bir arkadaşım Steamer Tacoma gemisinde denizci olarak denize açılmıştı. San Francisco’dan Hong Kong’a gitmek üzere yola çıkmışlardı. Limana varınca iki arkadaşı ile karaya çıkmışlar ve çok içip sarhoş olmuşlar. Döndükleri zaman geminin limandan ayrıldığını görmüşler. Bu sırada orada kıtlık hüküm sürmekteymiş. Etin kilosu 2-6 dolar arasındaymış. Çok fakir olanlar arasında açlık sıkıntısı o kadar büyükmüş ki diğerlerinin açlıktan ölmesini önlemek amacıyla 12 yaşından küçük tüm çocuklar, et olarak pazarlanmaları için kasaplara satılıyorlarmış. Herhangi bir kasaba gidip pirzola, biftek, kuşbaşı isteyebilirmişsiniz. Çıplak bir çocuk vücudunun bir kısmı önünüze getirilir ve istediğiniz parçaları kestirebilirmişsiniz. Bir kızın veya oğlanın kalça kısmı, en lezzetli bölümmüş ve dana kotlet olarak satılan en pahalı etmiş.

John orada çok uzun kalmış ve insan etine karşı bir düşkünlüğü oluşmuş. New York’a dönünce biri 7 diğeri 11 yaşında iki oğlan çocuğu çalmış. Onları evine götürüp soymuş ve bir dolaba kapamış. Sonra tüm giysilerini yakmış. Her gün etlerinin iyi ve yumuşak olması için onlara işkence yapıp dövmüş. Önce 11 yaşındaki oğlanı öldürmüş, çünkü onun poposu daha tombul ve tabi ki daha etliymiş. Kafası, kemikleri ve bağırsaklarından başka vücudunun her bir parçasını pişirip yemiş. Fırında pişirmiş (tüm poposunu), haşlamış, kızartmış ve kuşbaşı yapmış. Küçük oğlana da aynı şeyleri yapmış.Ben o zamanlar 409 Doğu 100. Sokak’ta oturuyordum. Bana insan etinin çok lezzetli olduğunu o kadar sık söylemişti ki ben de tatmayı aklıma koydum.

3 Haziran 1928 Pazar günü sizin 406 Bati 15. Sokak’taki evinize geldim, peynir ve çilek getirdim. Öğle yemeğini birlikte yedik. Grace, kucağıma oturdu ve beni öptü. Onu yemeyi aklıma koydum. Onu bir partiye götüreceğimi söyledim. Siz de evet gidebilir dediniz. Onu Westchester’da daha önce gözüme kestirdiğim boş bir eve götürdüm. Oraya vardığımızda ona dışarıda beklemesini söyledim.

Kır çiçekleri toplamaya başladı. Yukarı çıktım ve tüm giysilerimi çıkardım. Çıkarmasaydım üzerlerine kanın bulaşacağını biliyordum. Her şey hazır olunca, pencereden onu çağırdım. O odaya girinceye kadar bir dolapta saklandım. Beni çıplak görünce ağlamaya başladı ve merdivenlerden inmeye çalıştı. Onu yakaladım ve o da bana annesine şikayet edeceğini söyledi.Önce onu tamamen soydum. Nasıl da tekmeledi, ısırdı ve tırnakladı. Boğazını sıkarak onu öldürdüm ve sonra da etlerini odama götürebilmek için ufak parçalara böldüm. Pişirdim ve yedim. Fırında pişen küçük poposu öylesine yumuşak ve tatlıydı ki. Tüm vücudunu yemem dokuz gün sürdü. Ona tecavüz etmedim, ama istesem bunu yapabilirdim.

-Bu mektubun aslı bugün Joe Coleman’ın koleksiyonundadır-


0.0110
0.0Ortalama Puan
Review Overview

    Bumerang - Yazarkafe

    Yazar Hakkında

    Ekim 99'lu bir Antalyalı..18 yıllık hayatına birçok şehir sığdırmış, şimdilerdeyse İnşaat Mühendisi adayı bir Terazi.. Daha önce pek de duyulmamışa olan merakıyla araştırdıklarını bu platformda senin için kendi tarzıyla tekrar derleyecek, zaman zamansa kişisel gelişim başlığı altında düşünce ve eleştirilerini de aktarmayı ihmal etmeyecek..

    Yorum Yap