Tüm Zamanların En Kötü Sopranosu İle Tanışın: Florence Foster Jenkins

Tüm Zamanların En Kötü Sopranosu İle Tanışın: Florence Foster Jenkins

Tarih boyunca süregelen bir alışkanlıktır birilerini bir şeyin en iyisi veya en başarılısı olarak öne çıkarmak. Florence Foster Jenkins’de tarihte sesiyle öne çıkanlardan fakat bu sefer en iyisi olmanın aksine kendisi tarihin en kötü soprano sesine sahip. Buna rağman tüm hayatını müziğe adayan ve kendini eleştirenlere kulak asmayan Jenkins’in sıradışı ve trajikomik hayatına göz atmak için aşağı kaydırın..

Amerikada zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi

Amerika’nın Pennsylvania eyaletinde 1868 yılında dünyaya gelen Florence Foster Jenkins zengin bir bankacının kızı olarak dünayaya geldi. Ailesi zengin olmanın yanı sıra dönemin büyük toprak sahiplerindendi. Ailesinin varlığı içinde ekmek elden su gölden yaşayabilcekken, o,  zor olanı seçti ve hayallerinin peşinden gitmeye karar verdi.


Müzik hayatına küçük yaşta piyano dersleri ile başladı

Müzik kariyerine küçük yaşta piyano eğitimi alarak başlayan Jenkin’s kısa zamanda oldukça yetenekli bir piyanist oldu. Gerçek anlamda ilk piyano resitalini verdiğinde 7 yaşındaydı. Bu alanda sahip olduğu yeteneğini sergilemek için ilk konserinden bir yıl sonra Beyaz Saray’da dönemin başkanı Rutherford B. Hayes karşısında resital verdi.


Ses sanatçısı olma arzusu evini terketmesiyle sonuçlandı

16 yaşında, liseden mezun olduğu dönemde ses sanatçısı olma ve şan dersi alma arzusu oldukça artmıştı. Babasına bu konuda ki isteğini söylediğinde babası Jenkins’i reddetti ve maddi yardımda bulunmadı fakat Jenkins’in Müziğe olan aşkını hiç bir engel durduramadı ve o dönem tanıştığı Dr. Frank Thornton Jenkins ile Philadelphia’a kaçtı(Bu beyefendi bizim Jenkins ablamızın sevgilisidir ve soyadını bu beyefendiden almıştır). Takip eden yılda, 1885’te, Dr. Frank Thornton Jenkins ile evlendi.  Bu dönemde şan dersleri aldı ve kendini bu alanda geliştirmeye çalıştı.


Yakalandığı hastalık neticesinde evliliği son buldu

florence-foster-jenkins

Evliliğini takip eden yılda eşinden kaptığı düşünülen frengi hastalığı sonucu evliliğini derhal bitirdi ve bir daha eşiyle hiç görüşmedi. Bu dönemde geçimini piyano çalarak ve piyano dersi vererek sağladı. Kolundan geçirdiği yaralanma sonucu kolundaki sinirleri hasar gören Jenkins piyanistliği bırakmak zorunda kaldı ve geçimini sadece piyano öğretmenliği olarak sağladı.


Philadelphia’da yalnız kalan Jenkins New York’a taşındı

St._Clair_Bayfield_1875-1967
St.Clair Bayfield

1900’lerin başında Philadelphia’da yalnız kalan Jenkins annesi ile birlikte New York’a  taşındı. Burada hayatının geri kalanını geçireceği İngiliz aktör St.Clair Bayfield ile tanıştı.  1909 yılında babasının ölümüyle tüm mirasa konan Jenkins artık şan eğitimi ve müzikal kariyeri için gerekli tüm maddi desteğe sahipti. Bir an önce şan dersleri almaya başladı ve 1912’de St.Clair Bayfield menajerliğinde konserler vermeye başladı. Fakat piyanoda ki başarısını bu alanda yakalayamayan Jenkins bir çok eleştirmen ve gazetecesi tarafından sesinin yetersizliği açısından eleştiriliyordu. Notları doğru şekilde söyleyememesi, sesini kontrol edememesi ve deyim yerindeyse bağırışlarıyla dönemin en kötü sopranosu olarak etiketlenir. St.Clair Bayfield  sıklıkla haberlerin çıktığı gazeteleri saklar ve Jenkins’e destek olmaya devam eder. Jenkins ise hayallerinin peşinden giderek resitallerine devam etmektedir.


New York sosyetesinde yükselişi

1917 yılında New York’ta Verdi Klüp’ü kurar ve dönemin en sosyetik isimleirni ağırlar, onlara resitaller verir. Aynı zamanda New York’ta ki nerdeyse her sosyal klube girip yüzünü gösteren soprano, insanların onu tanımadaını sağladı. Böylece dönemin en ileri gelenleri tarafından tanınmaya başlanır. 1930’da annesi öldüğünde artık tüm mirasın kontrolü onun eline kalmıştır ve konserlerini finanse etmek için bir engeli kalmamıştır.  St.Clair Bayfield’ın menajerliğinde halka açık olmayan yalnızca davetlilerin katılabildiği resitaller vermeye başlamıştır. Resitallerinde bazı katılımcılar ona dalga geçercesine gülselerde Jenkins buna aldırış etmemiş ve kendisini kıskandıklarını düşünmüştür. New York’a taşındığı sıralar tanıştığı piyanist Cosme McMoon ile plak ka


Cosme McMoon ile tanışması ve efsanevi Fa notasına yükeslişi

cosme-mcmoon
Cosme McMoon

New York’a taşındığı sıralarda tanıştığı piyanist Cosme McMoon ile uzun yıllar resitaller vermiş ve çıkardığı plakları Cosme McMoon ile çıkarmıştır. Play kayıtları sırasında, Cosme McMoon yapabildiği kadar Jenkins’in detone sesini gizlemeye çalışsada başarılı olamamıştır. Jenkins’in müziğe olan tutkusu onun kendi kötü sesini farketmesini engellemiştir. Öyle ki bir gün geçirdiği taksi kazasında geçirdiği şokla ses aralığının genişlediğini ve efsanevi Fa notasını söyleyebildiğini iddaa etmiştir. Bunun üzerine dava açması gereken taksi şöförüne bir kutu puro hediye etmiştir.


En büyük ideallerinden olan Carnegie Hall’de konser verdi

 

76 yaşına geldiğinde nihayet hayatında en çok istediği New York’un Manhattan semtinde ki ünlü konser alanı Carnegie Hall’da  herkese açık bir konser vermeye davet edilmişti. Piyanist Cosme McMoon bunun büyük bir hata olduğunu ve davete kimsenin gelmiyeceğini düşünmüş ve onu uyarmıştı fakat o yine hayalinin peşinden koştu. Fakat çok ilginç bir olay oldu ve tüm biletler haftalar öncesinden satıldı. Konser günü Carnegie Hall dolmasına rağmen mekan dışında onu dinlemek için bekleyen yüzlerce kişi vardı. Konserden sonra gazeteler onun sesinin aslında güzel olduğunu yazdı ve aslında tek sorunun notaları düzgün söylemeyediği olduğunu yazdılar.


Carnegie Hall’da ki konserinden 1 ay sonra hayata gözlerini yumdu

carneige-hall-kostüm
Carneie Hall’da giydiği kostüm

Büyük konserinden 1 hafta sonra New York’ta bir pasajta alışveriş yaparken kalp krizi geçirdi ve kalp krizinden 1 ay sonra hayata gözlerini yumdu.


Florence Foster Jenkins

Gazatelerde hakkında çıkan karalayıcı köşe yazılarının, babasının izin vermemesi üzerine evi terketmesinin ve ortayaşlarda kaptığı frengi hastalığının bile durduramadığı müzik tutkusu onu New York’un tanınan yüzlerinden biri yaptı. Ha işin aslı müzik konusunda gerçekten yeteneksizdi. Notaları söyleyemiyor ve sıkça detone oluyordu. Resitallerine gelen insanlar bıyık altından gülüp, dalga geçiyordu fakat o bu gülüşleri insanlar kendisini kıskandığına yoruyor ve ciddiye almıyordu. İnsanların gülüşmeleri hakkında bir seferinde “İnsanlar benim şarkı söyleyemediğimi söyleyebilir ama kimse benim şarkı söylemediğimi söyleyemez.” dedi. Belkide bu yüzden çoğu resitalini halka kapalı ve sadece özel konuklar karşısında gerçekleştirdi. Her engele rağmen ısrarla ve tutkuyla hayallerinin peşinden koştu. Dönem yazarları onu gelmiş geçmiş en kötü soprano ilan etsede o vazgeçmedi. Jenkins’in hiyakesi her ne kadar trajikomik gelsede bizlere, insanın idealleri ve hayalleri için neler yapabilceğini gösteren önemli bir hikayeye sahip.

Bumerang - Yazarkafe

Yorum Yap